Evrene olan sevgi borcumu kapattım

Dönüp sormayacağım bile “neden, niye” diye.

Çünkü her insan ertesi gün sıçarken ne yediğini bilir!

Evet bilir !

Sanki hiç değmemiş gibi ellerin saçlarıma düşünmeyeceğim bunca kötülüğü bana neden yaptığını.

Bu kadar kötülüğü yıllarca içinde sinsi bir yılan gibi planladığını düşünüp daha fazla esonun zihninde barındırmayacağım seni. Kızmayacağım bile. Neden diye sorma. Sormazsın da zaten çünkü nereye nasıl sıçtığını hepimiz biliyoruz.

“Ne yemek yiyeceğiz cümlesini duymaktan sıkılmazsın umarım” cümlesi geliyor aklıma. Aklıma geliyor işte.

Sıkılmak mı? Bahaneler üretip türlü oyunlarla yürek sızlatmak mı bu? Hıh işte o sızıyı ben yaratmadım. Kötülüğü ben yapmadım. O sızıyı ben sürmedim etimin üzerine.

Ama sen?

Ama sen neler yaptın görüyormusum? yemeği yedin, karnını doyurdun ve o tabağı yüzüme fırlattın. Paramparça oldu her yer. Kanayan yerleri görmedin bile. Göremedin belki de.

Nasıl görürsün ki zaten hevesinle kör olmuş gözlerinde ki Şile manzarası seni doyurmuştur. Neler oldu biliyorum. Neler yaptın hepsini şimdi daha iyi anlıyorum.

Suratıma bak

Ya da bakma be

Baktığın her yer kül oldu. Yangında kaldık, özdemirden bir serçe intihar etti, sevdiğim şarkılar hafızamdan silindi. Yok oldu. Daha fazla bulaştırma üzerime yangınını. Kötülüğünü sürme. Daha fazla gezinme papatyalarım üzerinde. Baharıma dokunma. İncitme.

Kötü

Kötü

Ben

evrene olan sevgi borcumu kapattım.

Kemiklerimden sıyrıldım.

Sayfaları yırttım.

Sonsuza kadar kocaman bir yalanın içinde geçirilen onca zamanı rüZgara üfledim.

Kalbine değmiştir belki , saçlarının üzerinden geçip gitmiştir.

Seni hiç tanımamış olmayı diledim.

Dilerdim.

Çok çaldın

Çok

eSo*

Reklamlar

Hej! 

Sanırım İsveç’e gelmekle iyi bir başlangıç yaptım. Okul yıllarıma döndüm, içim garip bir heyecana büründü. Özledigim her yemegi yedim, okul zamanlarimda gezmekten zevk aldigim yerlere gittim, sarhoş olup rahatsız edilmeden eğlenmenin tekrar zevkine vardım. Burayı özleyebileceğimi hiç düşünmemiştim yıllar önce burdan dönerken. Evet evet hatta bir daha tatile bile gelmem diye de eklemiştim. 

Kaç kış geçti üstünden o cümlelerin ve zamanla özlemenin sadece insanın bir parçası olduğunu düşünmeye başladım. Organı belki de…Bilemiyorum sadece bana mı böyle oluyordu? Yoksa insan oğlu hep birşeyler özlüyormuydu? Durmadan bir şeyleri özlemekle geçti benim hayatım.

Küçükken benden 20 yaş büyük olan platonik aşkım Muratı, Lise yıllarımda ki o simit ayranı, üniversite zamanlarımda ki eski arkadaşlarımı, anacığımı, babamı benden hep uzak olan ablalarımı… Hayatımın her anında, her cümlemin muhakkak birinde özlem çekilen bir hayat var.

Özlemek çok yaralamıyor diyemem ama öldürmüyorda… Aksine bazen çok iyi de oluyor. Ama bir daha görmek varsa sonunda! 

Bu sefer kararlılıkla dönecek, özlenen sevgiyi kucaklayacak, valizimi doldurduğum isveç tadlarını çevremde herkese tattıracağım. Artık tek başıma özlemek istemiyorum bazı şeyleri 😏

Bugün burada son günlerim.  Biraz daha büyüdüğümü hissettirdi bu ülke bana. İnsanlar büyüdükçe daha da oturaklı oluyor diyorlar. Ben o halde birazcık şurada soluklanayım. Sonra yine yazarım.

Hejdå Sverige

Jag ska hem ! 😏

Merhaba ben 27

Bazı sabahlar vardır, yüreğinde uyanmak istersiniz sevdiğiniz insanların… Kocaman bi 2014 geride kalırken nice geçen seneleride alıp götürür sessiz sedasız. Beraber geçen onca doğum günleri, haram olan yılbaşları :), sevimsiz o soğuklar, kavgalar, barışlar, ilahi sohbetler, Cengiz Kurtoğlu ve Sting geceleri, kamera sohbetleri, sarılmalar, sevişmeler ve anlamsızmış gibi gözüken fotoğraflar… Herkes bir yalnızlıkla girerken yeni bir seneye, sen kaç yalnızlık saklarsın geçen senelere… Yeni bir yaş, tenha bir istanbulu kucaklamakmış… Umarım yarın sabah yüreğinde uyanırsınız sevdiğiniz insanların… Mutlu,  umutlu , huzurlu yıllar!

İzmaritlere intiharı öğretiyorum.

Tamamı BİRA olan geceye merhaba.

Merhaba en sevdiğim izmaritlerim

Merhaba sevdiğim adam mesajları

Merhaba yanılgılar

Ve merhaba kıçımızı donduran soğuk rüzgar.

Hep bildiğiniz şeyleri tekrar edecektim bu gece de. Hayatınızdan sessizce giden insanları… Size söyleyecek hiç bir şeyleri kalmamış gibi giden insanları… 

Dediğim gibi hepimiz biliyoruz. Giden insanları biraz daha bağırarak yada biraz daha ağlayarak belki de biraz daha sarılarak yanınızda tutamazsınız… Söyleyecek bişeyleri kalmamış gibi giden insanlar,çoktan gitmiş olanlardır… Çünkü kalanları dökmüş olsalardı bir adım daha atamayacaklardı. 

Cesur mu denir böylelerine yoksa korkak mı bilemiyorum… Yüklendiklerini sandıkları o ufacık manevi sorumluluklar onlara bir dağın altında kalmış hissini yaşatıyor sanırım. Size bir seçim hakkı bile sunmayıp sadece kabul etmenizi sağladılar değil mi? Bu karar onlarındı. Daha az mı acı verdi? Hayır. Aslında sadece bencillerdi. Halbuki bizler, hani o hiç gidemeyenler, geride bırakılanlar  ne kadar da çok güçlüydük değil mi? Asla dizlerimizin üzerine çökemez ve kimsenin ayak bağı olamazdık! Yenilemezdik ve yerimizde durup bize gelişlerini izleyecektik. Bir adım..Sonra bir adım daha… Kocaman bir aptallık silsilesinden başka bir şey değil bu…

”Bir yudum bira daha…” 

Ama onlar cesurca kaçtılar değil mi? Cesurca?! Yine uzanan eller boşluğa düştü değil mi? Yine bir başınıza kaldınız ve hala kapınız yeniden içeri girebilmesi için açık değil mi? Yapmayın. Aptal olmayın. Sizi düşünmeden yüreğinize basıp giden, varlığınızla bir kez bile övünmeyen insanların arkasından kapatın kapılarınızı… Çünkü giderken söyleyemediklerini geri dönüp söylemeye kalkarlarsa yeniden kana’y’acak yeniden sar’s’ılacak ve yeniden terkedileceksiniz…

Bırakın da hani şu içine izmarit basılan saksılardan farkı olmayan adamlar kapınızın dışında kalsınlar. Böylesine bencil adamlar zili çalmayı ögrenmişlerdir belki… Kimbilir…   eSo*

LÜTFEN YALNIZ BIRAKIN BENI

Hani olacak dersiniz, bir ucundan tutarsınız yaşadıklarınızı, silkelersiniz!

Ağır gelir hayat, kollarınızın direnci kalmamıştır onca yükü taşımaya. Bırakıverirsiniz tutulmuşlukları.

Koy verirsiniz olamadıklarınızı bir köşeye.

Dönmek istersiniz aslında en başa.

Ama, zaman denen bu illet çoktan almıştır sizin olabilecekleri.

Giden çoktan gittiği yere varmıştır, kalansa sizinle ölüme gidemeyecek kadar yalandır.

Oysa ki nasıl da kandırırız birbirimizi.

Hayat benim gücümü aldı. Enerjimi bilinçsizce harcattı. Kaybolan neyim varsa hiç aramadan yeni bir telaşa yoğunlaştırdı. Ben olmak istediğim hiç bir şeyi olamadım. Yapmak istediklerimi aklıma sığmaz, elime yakışmaz diye bıraktım. Halbuki neler yapabilirdim ben o ufacık ellerimle…

Harcadım ben bütün hayallerimi. Çantamın içine bozuk para gibi attım, lazım olduğun da bulurum sandım.Aldandım.

Nasıl bir yanılgıdır bu hayat. Nasıl bir yoğurulmadır bu? İçimizde ki bencil insana dur diyemeyecek kadar güçsüzleştirdi mi bizi paylaşmaya çalıştıklarımız?

Sevdikçe azalır, sevildikçe çoğalır insan derler hani. Sevdikçe ve sevildikçe çoğaldı benim karşımdakiler. Hep bir kişi sandığım insanların içinden bir kişi daha çıktı. Kaç yüzleri vardı? Hiç bilmiyorum…

Diyeceğim o ki durun artık. Dokunmayın bana! Belki de olamayacağım şeyler olurum. Kendime yeni bir koy bulurum. Kulaçlarımı sayarken boğulurum. Harcatmayın artık. Bırakın da yaşayayım. Tüketmeyin. Lütfen yalnız bırakın beni…

Çünkü; Ben azaldım. Kendime yetemiyorum.

Ben çoğaldım, kendimden taşıyorum.

eSo*

YALNIZ BIR KADININ YANLIŞLARI

Yanlış zamanda doğdum ben… Yalnız bir çığlıkla!
Rahimden düşerken kaydım ellerden…
Ölecekken tuttu beni annemin sevgisi.
Yanlış zamanda büyüdüm ben… Yalnız bir rakamda!
Yollarda kanattım dizlerimi… Yakınlarda kaybettim izlerimi.   Yanlışlıklarla oluştu tüm hayatım Yalnız bir kadın oldum!
Yarınlara sakladım bu günleri Yarınlarıda erteledim sonra…   Aylardan Ağustos…
Adını hatırlamıyorum. Sesi çoktan gitti kulaklarımdan… Anlık bir sızı düştü gönlüme,geçti. Uzun uzun beni, kendimi anlatmak isterdim burda. Ama yok işte, kelime değil anlayacak adam yok…
Hanginiz anlar? ”HiÇ” diyesi geliyor dilimin…
Hiç biriniz…
Sahiden hiç biriniz anlamaz içerimi, içerlediklerimi, iç çekişlerimi…
Ben çok severim herkesi.
Kırılırım, kızarım ama çok severim. Kin tutamam, elimi kine bulamam.Kirlenmedim.
Kinlenmedim bu yüzden…
Ama anladım.
Sırf oyun parkı gibi olan macera dolu yaşamıma adım atıp, çamurlu ayaklarıyla halılarıma basıp, en güzel oyuncalarımla oynayıp, sadece zaman geçirmek için geldiklerini ANLADIM.
Geç oldu. Ben geç anlarım çok sevince…Yani ben hep geç anlayacağım böyle giderse! Gerçekten yanlış zamanda doğmuşum ben. Eski bir kadın olmalıymışım… Öyle eski olmalıymışım ki antika diye beni müzelik yapmalılarmış.
Kafa hala aynı hava bende… Antikayım, antika giderim ama müzeye değil toprağa serilirim…
Şimdi ben gidiyorum. Başka bir balkondan izleyeceğim gökyüzünü… Beyaz yuvarlağın ışığıyla aydınlanacak yüzüm, bulutlarda gelecek ama onlarda gidecekler…Yağmura yalnız yakalanacağım yine ve telefonum sadece müzik dinlemek için elimde olacak.
Kar yağacak sonra, ayaklarım buz kesecek. Koşa koşa eve gideceğim,patiklerim ısıtacak tabanlarımı.
Makyaj yapmak gelmeyecek içimden, bazen saçlarımı bile taramayacağım. Lanet bel ağrımı yalnız çekip, ilaç saatlerimi unutmayacağım. Ben bunların hepsini yalnız yapacağım.Yanlış zamanda yanlış insanlara sırt dayamadan! Tek başına ve dimdik. Bazen söveceğim etrafa, ağlayacağım belkide özlem soluklarımda. Ama yalnız yapacağım. Yanlışsız ve yalansız… 
Kiminizin eski sevgilisinin yerine,kiminizin özlediklerinin yerine geçtim ben. En zoru kolay ettim. Sevginizi yükselttim, sizi yükselttim. Severek tüm benliğimi titrettim. Bütün eksiklerinizi benimle tamamladınız…
Mutlu musunuz?
-Değilsiniz.
Bende tam olarak bunu düşünmüştüm 🙂
Hayirli ömürler dilerim…
Kalın sağlıcakla!
eSo*

Teşekkür Ederim

Direnişlerim…
Dinmemiş geçmişim, sancılarım!
Yağmur yagıyor…
Damlaları kendinden büyük gökyüzünün!
Maviliğini kara bulutlara bırakıyor sema.
Içinde ki yaşanmışlıları döküyor belli.
Uykuya ihtiyacı var,
Biraz uyumalı mavi.

Bu gün bana kimseye söylemediği sözleri söylesin istedim.
Savunmasızlığımı korkutup kaçırsın.
Kanat olsun, can olsun, omuz olsun istedim!
Kocaman bir aşkın annesi yapsın beni!

Hırpalandım!
Severken geçtiğim yolların taşlarına vuruldu yüreğim!
Kanadım.
Kanattın acımasızca…

Değiştirdin beni…
Ordan oraya savura savura,
Son kalmışlıklarımı dağıta dağıta..
Şeklini değiştirdin düşüncelerimin!

Deştin leş kargaları gibi içimin derinliğini!
Vicdansızlığınla, evcilliğimi kapı dışarı ettin!

Ben senin sadece hediye paketi sevincindim anladım
Anlıktım!
Aldatın.

Canım, canım mı?
Acıdı.
Teşekkür ederim.

eSo*

Bazı Kadınlar

Bazı kadınlar kırdıkları aynaları yeniden yapıştırırlar
Bazı kadınlar yap-boza alışkındırlar,her defasında çıkarttıkları parçaları olmadık yerlere koymaya çalışırlar.
Bazı kadınlar küfrü sevmez , köpüklü tükürüklerini göstermezler yaraları tuzlanmadıkça.
Bazı kadınlar merdivenleri koşarak çıkar, bazıları o merdivenlerde yarı yolda kalanları sırtlanarak koşar.
Bazı kadınlar hisseder içinde yuva kurduğu 2 kapılı yalnızlıkları. Bazende 2 kapıya döner avuçların sıcaklığı.
Bazı kadınlar gök yüzünü indirdiğinde, yerin yüzsüzlügüne maskesini takarlar.
Bazı kadınlar içlerinden
Bazı kadınlar içtiklerinden ağlarlar.
Bazı kadınlar diriltirler ölü zamanları.
Bazı kadınlar öldürürler en diri aşkları.Bazı kadınlar sol bileklerinde taşırlar sabır boncuklarını.

Bazı kadınlar dokunamaz çarsafları pazar kokan yataklara.

Bazı kadınlar çamura yatar
Bazılarının çamur akar suratlarından.

Bazı kadınlar oynarlar, perdeler üstlerine düşer ummadıkları anlarda.

Yaralanır bazıları. Yarayla anılır bazen dudakları. 

Bazı kadınlar güçlü olmayı sever 
Bazıları güclü olanı…

Bazı kadınlar ölürken geride bırakacaklarına veda eder.
Bazıları sessizce toprağa döner.

Bazı kadınlar tanrı yazar
Bazı kadınlar tanrıya yazar.

Kadınlar, 
Kaybolan kadınlar,
Var olan kadınlar,
Hiç kadınlar,
Çok kadınlar,
Yüzlerinde acıya bırakılmış çizgilerle,
kalplerinde demirden direklerle ağır gelen yükleriyle 
sevişerek,
severek,
söverek devam ederler içsel düşlerine…

Hepsi değil…
Bazı kadınlar anlar beni… 

Bazıları,
Bazen…

eSo*

Gelecekteki Sevgiliye

Toplamlarını sayamadığım üzerime doğru devrilen anılarım var…

Geceleri omzumdan bastırarak dizlerimin üzerine çökertiyor beni…

Oturduğum yerde, sancılar çekerek iki büklüm oluyorum.
“Anılarım” diyorum.
Anılarımı, yarattığım o ufacık ellerimin emekleri.
 
Yalnızlık saçımdaki örgü kadar karışık artık.
İncinmeyen hiç bir yerim yok.
Sarsıntılar yerle bir olan dünyama acı ekliyor.
Hala devrilmiş sayılmam, hala yaşayabilirim, hala doğrulma çabalarım var benim.
Ölürken küfür edebilecek kadar nefes biriktiriyorum ciğerime. Ve hala adımlıyorum virane anılarımla parmak uçlarımda.
 
Koşup gelsem, sarılarak boynundan öpsem, geçmişi saymasak, hiç üzülmedik farz etsek, hiç kırılmamış gibi yapsam, hiç kırmamak için söz versen belki ihanet ettiğimiz anılarımızdan özür dileyebiliriz sevgili…
 
Geleceğe açılan kapılarımı yüzümüze sertçe vuran insanlara inatla bir ömür de sürse
ben seni, 
beni koruyan tenini,
bir duvar gibi sırtımı yasladığım benliğini,
Ve bizi, bekleyeceğim…
Acele et sevgilim, ilk tren gitmeden yetişelim!
 
eSo*

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑