Deşin içimi zaten kör oldum

27ekim

Gerçeklerle yüzleşemiyorum

Bir sabah uyandım. Bomboşum. Bir gece önce seni yatakta bıçaklamamışım gibi. O kan sanki tenime bulaşmamış, gözlerim ağlamaktan şişmemiş gibi. Bomboş.

Ah içimde türlü kabuslar…

28ekim.

Gerçeklerle yüzleşememe hastalığım başlamış şimdide.

Maslaktayım. Öyle bi ofiste uyandım. Yatağı topladım. Çarşafları seninle beraber katladım. Yastığım yüzünün şeklini almış sanki. Onu da attım. Duvardan duvara fırlattım. Kendimi parçaladım.

Ah içimde güzel kızım Asya

Gerçeklerle yüzleşemiyormuşum o başlamış şimdide.

29ekim

Sakladığım hikayeleri anlattım herkese. Anneme, ablalarıma, komşulara, hiç tanımadığım bir adama. Hatta babama… Odadan çıkamadım. Her yer her şey çirkin ihanetinle doldu, tokat attım kendime aynanın karşısında yüzümü karaladım. Çok yüksekten düştüm ben, hayret hala yaşıyorum.

Ahhh içimde büyüyen derin yaralar

Gerçeklerle yüzleşmiyorum o başladı şimdide.

Kabul edeyim dedim,

30ekim.

Edemiyorum.

İşte başladı yine.

Odadan çıkmadan saatlerce haykırdım. İsmailime kızdım, güzel annene yalvardım, İstanbulu turladım her sokağa uzandım biri arabayı üstüme sürsün öleyim istedim, istedim de ölemedim.

31 ekim.

Gerçekler gözlerime gerçek gibi gelmiyor, yüzleşemem daha. Yapamam

Bu yara iyileşmez, bu yara iyi etmez beni. Kalbimde yılların onca ağırlığı. Bitmez, beni hep buna inandırdın. İnandım da ben yapamadım senin yaptığını…

O gün

köprüyü geçtim, müzik sesine doğru geldim, kapıda seninle dans ettim sen görmedin.. Sesim kısıldı bağırmaktan, misafirleriniz akan rimellerime baktı, hiç biri anlamadı, sen o kapıdan çıkana kadar bekledim, tırnaklarımı yedim, dudaklarımı kestim yaktımda kendimi

yüzleşemedim gerçeklerle

1 kasım

Nasıl olduda yaptım bunca kötülüğü kendime değil mi? sevgi ne illet bi bokmuş kalbimde yükmüş! sökeyim istedim anıları içimi yırttım geçmişe sövdüm sövdüm de yine yüzleşemedim gerçeklerle

7 8 10 11 kasım aralık ocak

Önümüzdeki her gün

Kabul etmeyeceğim ben bunu, kabul edemem. Etmek istemiyorum. Herkes beni ayağının altına alır, çiğner ezer gömerdi de yoook yoook sen ıhh istemiyorum

Söylemesinler

Demesinler

Göstermesinler o fotoğrafları

Yapamıyorum.

Kurtulamıyorum,

Tutunmadan ayağa kalkamıyorum kalkarsam doğrulamıyorum doğrulsam tekrar aynı deliğe düşüyorum

Deliriyorum

Deliriyorum da yüzleşemiyorum gerçeklerle

Bir sabah uyandım, bomboşum. Gördüklerim sadece kabus. Kesin kabus. Bir kadın 1 gecede hem katil, hem anne, hem de delirmiş olamaz. Gördüklerim sadece kabus, kabus. Doktor öyle dedi. “Gerçeklerle yüzleş yoksa bu seni öldürür”

“Gerçeklerle yüzleş yoksa bu seni öldürecek”

daha ne kadar öleceksem

Deşin içimi,

deşin

deşin be zaten kör oldum!

eSo*

Reklamlar

If you go away…

Doğmamış çocukluğumdu sanki… Yüzünü asla göremeyeceğim geçmişimin kısa hikayeleri gibiydi.
Kapıyı açar açmaz yüzünde beliren ifade geleceğin habercisi olabilir mi diye düşündüm ona sarıldığımda…
Bütün vücudum bir anda garip bir hissiyatla kaplandı. Senelerce sadece onun boynunda yuva kurmayı planlayan ben, nasıl olur da bu kadar kiracı yaşamıştım sevdiğim adamın teninde?
Nasıl olur da eksik kalmıştım cümlelerinden?
Aşk yorgun kollarıma anlık düşmüş ve yıllarca bütün göğüs boşluğumu doldurmuş.
Zerreme işlemiş, aklıma eş olmuş da biz iki yabancı gibi yaşamaktan vazgeçmemişiz…
Doğmamış çocukluğum,
Gelmeyen geçmişim,
Gözlerinin içinde tutunacak bir yer bulamadığım,
Ömrümce dudakların da sallanan bir bebek olamadığım adam!
İyi ol
Sağ ol
Hayatımda olmasan da olur…

eSo*

Hiç

Kim çiçekler açacak ki gönlümüzde

Hiç

Hiç diyesi geliyor dilimin…

eSo*

KENDIME

Uzun suredir klavyeye dokunmadigim gercegi su sayfayi actigimda suratima bir tokat gibi carpti. Uzunca bir sure hayat telasi icinde olup kendime vakit ayiramamak buymus dedim ufacik bir tebessumle… Kagitlara karalananlar kitap aralarina saklandi. Ve ben yine olan gucumle zihnimi dokecegim satirlara, azar azar duygularimi da…

Sabaha daha cok var, hava serinledi gibi… Yine ben marmaranin bir taraflarinda, bacaklarimin arasina sikistirdigim kûllügümle dislerimin perdelerini sarartiyorum. Beynimin icinde sacma bir muzik durmadan mirildaniyorum.

Lanetlenmiş kadar sevdigim Istanbul’un egsozuna karışıp, hayat telaşına yoğunlaşıp, yeni kapilar, yeni yuzler bana belki de bir daha tecrube etmemem gerektigini hatırlatacak ama deneyecek olmam hala birseyler icin “Bak, ben buradayim” dedirtecek bana… Mucadeleci bi ruhum vardi benimle beraber yürüyen, zaman zaman bir yerlerde saklanan, ne ara kosmaya basladi hic bilmiyorum… Koca bir 4 yil gecti uzerime basarak, canimi acitarak ama asla vazgecmedim…

Çünkü yüzüme gülümseyen biri vardi hayatimda… En zorun nasil kolay olabilecegini beraber ögrendiğim…Savaştığım, barıştığım, ufacık çay bardağından içilen rakıların mutluluğunu uzak denizlere yolladığım, gülerken ağladığım, kumbaradaki son parayı harcadığım ama her götlüğe rağmen beraber olduğum, ellerimin sahibiydi. Yüreklerimiz tutuşmuştu. O vardı, Canıma yoldaş olan, en iyi dost, sırdaş, sevgili… Kendim icin yaptigim en guzel şey, onu hayatima alarak yapmıştım. En azından hep öyle olacak sanmıştım. ne olursa olsun hiç pişman olmadım. Pişman da değilim!

Simdiyse bir kac fotografa bakip bellegime kazidigim acilari gulumsetiyorum. Kücücük bir dünyanin tutsaklari oldugumuz icin tek düsünmem gerekenin ” sevgiyi paylasmak” oldugunu biliyorum.

Affediyorum.

Kimseye kizmiyorum.

Kimseyi degistirmekte istemiyorum.

Cünkü kimseye degil, en cok kendime kötü davranmisim ben… Kimi yaralamissam kendimi cezalandirip yaralarini sarmisim. Sahipsiz suclarla, unutulmus binlerce gunahlarla daglamisim benligimi…

Hepiniz iyi olun.

Artik tek dilegim…

Hepimiz iyi olalim…

eSo*

Hej! 

Sanırım İsveç’e gelmekle iyi bir başlangıç yaptım. Okul yıllarıma döndüm, içim garip bir heyecana büründü. Özledigim her yemegi yedim, okul zamanlarimda gezmekten zevk aldigim yerlere gittim, sarhoş olup rahatsız edilmeden eğlenmenin tekrar zevkine vardım. Burayı özleyebileceğimi hiç düşünmemiştim yıllar önce burdan dönerken. Evet evet hatta bir daha tatile bile gelmem diye de eklemiştim. 

Kaç kış geçti üstünden o cümlelerin ve zamanla özlemenin sadece insanın bir parçası olduğunu düşünmeye başladım. Organı belki de…Bilemiyorum sadece bana mı böyle oluyordu? Yoksa insan oğlu hep birşeyler özlüyormuydu? Durmadan bir şeyleri özlemekle geçti benim hayatım.

Küçükken benden 20 yaş büyük olan platonik aşkım Muratı, Lise yıllarımda ki o simit ayranı, üniversite zamanlarımda ki eski arkadaşlarımı, anacığımı, babamı benden hep uzak olan ablalarımı… Hayatımın her anında, her cümlemin muhakkak birinde özlem çekilen bir hayat var.

Özlemek çok yaralamıyor diyemem ama öldürmüyorda… Aksine bazen çok iyi de oluyor. Ama bir daha görmek varsa sonunda! 

Bu sefer kararlılıkla dönecek, özlenen sevgiyi kucaklayacak, valizimi doldurduğum isveç tadlarını çevremde herkese tattıracağım. Artık tek başıma özlemek istemiyorum bazı şeyleri 😏

Bugün burada son günlerim.  Biraz daha büyüdüğümü hissettirdi bu ülke bana. İnsanlar büyüdükçe daha da oturaklı oluyor diyorlar. Ben o halde birazcık şurada soluklanayım. Sonra yine yazarım.

Hejdå Sverige

Jag ska hem ! 😏

Merhaba ben 27

Bazı sabahlar vardır, yüreğinde uyanmak istersiniz sevdiğiniz insanların… Kocaman bi 2014 geride kalırken nice geçen seneleride alıp götürür sessiz sedasız. Beraber geçen onca doğum günleri, haram olan yılbaşları :), sevimsiz o soğuklar, kavgalar, barışlar, ilahi sohbetler, Cengiz Kurtoğlu ve Sting geceleri, kamera sohbetleri, sarılmalar, sevişmeler ve anlamsızmış gibi gözüken fotoğraflar… Herkes bir yalnızlıkla girerken yeni bir seneye, sen kaç yalnızlık saklarsın geçen senelere… Yeni bir yaş, tenha bir istanbulu kucaklamakmış… Umarım yarın sabah yüreğinde uyanırsınız sevdiğiniz insanların… Mutlu,  umutlu , huzurlu yıllar!

İzmaritlere intiharı öğretiyorum.

Tamamı BİRA olan geceye merhaba.

Merhaba en sevdiğim izmaritlerim

Merhaba sevdiğim adam mesajları

Merhaba yanılgılar

Ve merhaba kıçımızı donduran soğuk rüzgar.

Hep bildiğiniz şeyleri tekrar edecektim bu gece de. Hayatınızdan sessizce giden insanları… Size söyleyecek hiç bir şeyleri kalmamış gibi giden insanları… 

Dediğim gibi hepimiz biliyoruz. Giden insanları biraz daha bağırarak yada biraz daha ağlayarak belki de biraz daha sarılarak yanınızda tutamazsınız… Söyleyecek bişeyleri kalmamış gibi giden insanlar,çoktan gitmiş olanlardır… Çünkü kalanları dökmüş olsalardı bir adım daha atamayacaklardı. 

Cesur mu denir böylelerine yoksa korkak mı bilemiyorum… Yüklendiklerini sandıkları o ufacık manevi sorumluluklar onlara bir dağın altında kalmış hissini yaşatıyor sanırım. Size bir seçim hakkı bile sunmayıp sadece kabul etmenizi sağladılar değil mi? Bu karar onlarındı. Daha az mı acı verdi? Hayır. Aslında sadece bencillerdi. Halbuki bizler, hani o hiç gidemeyenler, geride bırakılanlar  ne kadar da çok güçlüydük değil mi? Asla dizlerimizin üzerine çökemez ve kimsenin ayak bağı olamazdık! Yenilemezdik ve yerimizde durup bize gelişlerini izleyecektik. Bir adım..Sonra bir adım daha… Kocaman bir aptallık silsilesinden başka bir şey değil bu…

”Bir yudum bira daha…” 

Ama onlar cesurca kaçtılar değil mi? Cesurca?! Yine uzanan eller boşluğa düştü değil mi? Yine bir başınıza kaldınız ve hala kapınız yeniden içeri girebilmesi için açık değil mi? Yapmayın. Aptal olmayın. Sizi düşünmeden yüreğinize basıp giden, varlığınızla bir kez bile övünmeyen insanların arkasından kapatın kapılarınızı… Çünkü giderken söyleyemediklerini geri dönüp söylemeye kalkarlarsa yeniden kana’y’acak yeniden sar’s’ılacak ve yeniden terkedileceksiniz…

Bırakın da hani şu içine izmarit basılan saksılardan farkı olmayan adamlar kapınızın dışında kalsınlar. Böylesine bencil adamlar zili çalmayı ögrenmişlerdir belki… Kimbilir…   eSo*

LÜTFEN YALNIZ BIRAKIN BENI

Hani olacak dersiniz, bir ucundan tutarsınız yaşadıklarınızı, silkelersiniz!

Ağır gelir hayat, kollarınızın direnci kalmamıştır onca yükü taşımaya. Bırakıverirsiniz tutulmuşlukları.

Koy verirsiniz olamadıklarınızı bir köşeye.

Dönmek istersiniz aslında en başa.

Ama, zaman denen bu illet çoktan almıştır sizin olabilecekleri.

Giden çoktan gittiği yere varmıştır, kalansa sizinle ölüme gidemeyecek kadar yalandır.

Oysa ki nasıl da kandırırız birbirimizi.

Hayat benim gücümü aldı. Enerjimi bilinçsizce harcattı. Kaybolan neyim varsa hiç aramadan yeni bir telaşa yoğunlaştırdı. Ben olmak istediğim hiç bir şeyi olamadım. Yapmak istediklerimi aklıma sığmaz, elime yakışmaz diye bıraktım. Halbuki neler yapabilirdim ben o ufacık ellerimle…

Harcadım ben bütün hayallerimi. Çantamın içine bozuk para gibi attım, lazım olduğun da bulurum sandım.Aldandım.

Nasıl bir yanılgıdır bu hayat. Nasıl bir yoğurulmadır bu? İçimizde ki bencil insana dur diyemeyecek kadar güçsüzleştirdi mi bizi paylaşmaya çalıştıklarımız?

Sevdikçe azalır, sevildikçe çoğalır insan derler hani. Sevdikçe ve sevildikçe çoğaldı benim karşımdakiler. Hep bir kişi sandığım insanların içinden bir kişi daha çıktı. Kaç yüzleri vardı? Hiç bilmiyorum…

Diyeceğim o ki durun artık. Dokunmayın bana! Belki de olamayacağım şeyler olurum. Kendime yeni bir koy bulurum. Kulaçlarımı sayarken boğulurum. Harcatmayın artık. Bırakın da yaşayayım. Tüketmeyin. Lütfen yalnız bırakın beni…

Çünkü; Ben azaldım. Kendime yetemiyorum.

Ben çoğaldım, kendimden taşıyorum.

eSo*

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑